Bugünlerde interaktif sözlüklerle de gündemde olan ve son zamanlardaki sivri çıkışları sebebi ile Nihat Genç sözlüğün ilk röportajı için uygun bir isim olarak independence tarafından bize iletildi. Biz, yani Mad ve Tandt Ankara’da yaşadığımız için bu röportajı gerçekleştirebişeceğimizi söyledik. Hemen ardından independence Nihat Genç’e telefonla ulaştı. 18 aralık Perşembe günü saat 16:30’da Nihat Genç’in bize ulaşmasıyla röportaj için mekana karar verildi. Nihat Genç ile mekan önünde buluşuldu ve içeri geçildi. Nihat Genç burada çok tanınıyordu ki Bilgi Sözlük yazısını gören kahve sakinleri arasında ‘ oo Nihat hocam ekşiciler mi geldi’ diyenler de oldu. Masaya oturduktan sonra ses kayıt cihazı ve fotoğraf makinemizi hazırladık ve röportaja başladık.
Öncelikle biraz sizden bahsedelim…
 |
Mad: Yazıların genellikle daha az okunup karikatürlerin revaçta olduğu bir dergi olan Leman’da tanınmaya başladınız. Böyle bir dergide tutunmak zor olmadı mı?
Nihat Genç: Tabi Leman’a başladığım zaman önce ben bunu söyledim: “Burada çok zor beğenen bir kitle var ve ben ne yapacağım ? “ dedim. Leman’a gelmeden önce 3-4 tane iyi kitabım vardı. Bu kitaplarda üslubu tutturmam da çok zordu ve ben çok entelektüel bir iş yapıyordum.Daha bir dar alana sesleniyordum.Geniş kitlelere nasıl sesleneceğim diye paniklerim vardı.6 ay zaman istedim Lemancılardan, 6 aya varmadan güzel şeyler çıkarmaya başladım.Büyük kitlelerin dilini öğrendim.Leman hem yazarlığımı pekiştirmeme hem de çok geniş kitlelerin dilini öğrenmeme yardımcı oldu ve Türkiye Nihat Genç diye birini kazandı.Leman bağımsız bir dergiydi ve beni böyle kabul etti.Zor oldu ama oldu.Nihat Genç çıktı ortaya. |
Mad: Yazı yazmayı kendinize meslek olarak seçmeye ne zaman karar verdiniz? Şimdi genel bir bakış yaparsak yazar olup da para kazanmak çok kolay değil, hiç vazgeçtiğiniz oldu mu?
Nihat Genç: Çok oldu vazgeçtiğim zamanlar ama yazı serüvenim çok enteresan benim. Ben ticaret lisesi mezunuyum. Benim liseye gideceğim yıl Trabzon Lisesi’ni kapattılar. Ticaret lisesi kuruluyormuş, herkesi oraya zorla attılar. Yani ben devlet zoruyla ticaret okudum. Bu ticaret okulunda da bir daktilo vardı ve ben daktiloda çok seri yazıyordum. Ve bundan sonra doktorasını, masterını yazmak isteyen bir sürü insan bana müracaat etti. Çünkü gerçekten Türkiye çapında bir şöhretim vardı benim. Rekor düzeyde yazıyordum. Çok sonra bu işi profesyonelliğe getirdim ve bilgi bürosu açtım. Ayrıca 5 sene Milliyet gazetesinin teknik servisinde çalıştım. Dergilerde, gazetelerde teknik eleman olarak daktiloyla girdim. Fakat bir süre sonra yani 1976’dan beri entelektüel yazar, çizer ve aydın insanlarla karşılaştım. Bende artık yavaş yavaş tarih okumaya başladım. Birde etrafımda 12 Eylül öncesi militan dergilerde çalıştım. Ve derken dünya başımıza düştü. Arkadaşlarımız öldü, Türkiye’de ihtilaller oldu, ben de bir kötü daktiloyla kaldım. Hiçbir şeyim yok, evim yok, arabam yok, kimse yok, o daktiloyla oynaya oynaya yazar oldum. Ama ciddi ciddi yazar olmak istememin asıl sebebi etrafımdakileri beğenmiyordum. Şimdi de beğenmiyorum, “Ben bunlara gününü göstericem, bunlar yazar değil.” diyerek yola koyuldum. Ve Allah’tan başka kimseye hesabım olmayacak, bu dünyaya bir kere geldik lafımı düzgün söyleyeceğim, yani yazarlığımı, cümlelerimi ortaya çıkarmadan önce ahlaklığımı kendime deklare ettim ve ahlakçı olarak yürümek istedim. Ben kendime, dünyaya ve halkıma olabildiğince, güzüm yettiğince yani benim beynim anladığı kadarıyla doğru söylemeye çalışacağım diye başladım ve tek kaldım. Yani çok düzgün yazarlar var ülkemizde ama ahlakçılık noktasında başıma gelmeyen kalmadı.
Mad: Yazarlıktan önce yaklaşık 9 yıllık bir memuriyet hayatınız olduğunu biliyoruz. Memuriyeti bırakma sebebiniz yazı yazma isteği miydi yoksa başka sebepler de var mıydı?
Nihat Genç: 4 buçuk yıl Kültür Bakanlığı, 4 buçuk yıl da Sağlık Bakanlığı’nda çalıştım. Ekmek parasıydı tabi ama bir gün buradaki paranın dolmuş ve sigara parasına yetmediğini gördüm. Bu durumda kar ve zarar olmuyordu. Ben de o yüzden kendimi uçurumdan attım. Hayatımda çok büyük bir karar aldım. “ Sadece yaşayarak kazanabilir miyim ? “ , kimseye eyvallah demeden, kimseye abi demeden çok zordu, ben de sabah sokakta işporta yaparak destekledim. Yani hem işportacılık yapıyordum hem de kitaplarıma çalışıyordum ve böylelikle bir döner ekmekle iki gün yaşadığım, bir yumurta kırarak üç gün yaşadığım hatta kanımı satarak para aldığım günler oldu. Bu uzun süreç 40 yaşlarına kadar dayandı. Nihayet 93’teydi sanırım Leman dergisine girdim. Bu zor yol intihar yolu gibiydi, imkansız bir şey; hem yazacaksın hem kazanacaksın, Türkiye’yi Özal işgal etmiş, Türkiye başka bir yere doğru akıyor, anlatamam o kötü günleri.
( Telefon çalar, konuşur. Ve ekler “ Orda Doğan, burada Aydın Doğan nedir bu Doğan’larla başımız belada…
Kahveci: Aydın Doğan çok tehlikeli yalnız.
Sonrasında gülüşmeler… )
Mad: Şu ana kadar ürettiğiniz eserleriniz arasında yeri doldurulamaz dediğiniz hepsinden ayrı tuttuğun bir eser var mı ?
Nihat Genç: Var. Şöyle var; yüzlerce hikaye yazdım, saymadım ama yüz elli olabilir. Bunların içinde 25 tane kadar hikayem bütün edebi varlığımı, yani hayatta yapabileceğim en güçlü edebi eserleri oluşturur. Mesela “ihtiyar kemancı” da vardır, “arkası karanlık ağaçlar” da var. Daha önceki bütün kitaplarımda 3-4 tane var bu hikayelerden. Diyelim “narlıbahçe sokağı”, buna benzer hikayelerim.Otuz tane böyle hikaye çıkartabilirim, evet bunları diğerlerinden ayırabilirim.
Mad: Bu günlerde yeni bir çalışmanız olacak mı ? Yeni bir kitap mesela ? Üzerinde uğraştığınız bir şey var mı ?
Nihat Genç: “Karanlığa okunan ezanlar” dan sonra ben yazarlığa küstüm. Yazarlıkla mesafe koydum, Leman’dan ayrıldım, bir de aşırı yorgunluk vardı. Son çıkan kitabım olan “Aşk Coğrafyası” , Destek Yayınları’nın teklifidir. Konuşmalarını kitap yapalım dediler. Ben taraf olmadım, sonra yaptılar. Eh fena olmadı gibi oldu. Sonra çok büyük bir prim gördü ve kitap şu anda çok iyi satıyor. Hatta korsana düştü. Şimdi de televizyonda yaptığım konuşmaları güzel ve daha kalın şekilde bir kitap yapacak bunlar. Şubat’ta çıkacak bu kitap, fakat bu kitaba çok güveniyorum. Çünkü televizyonda yaptığım son 10-12 konuşma benimde yazarlık hayatımda yaptığım güzel, çok düzgün konuşmalardan. Onlar kitap olacak. Ama yazarlığa olan küskünlüğümü ne zaman atarım üstümden bilmem. Televizyonda da lüzumsuz gerginlikler çıkarmayayım diye zaman zaman kendimi frenliyorum. Öfkeli konuşacağım zamanlar programa çıkmıyorum. Bu yüzden televizyon programı da bu aralar düzensiz.
|
 |
Mad: Yazarlarla olan savaşınızı, özellikle de Aydın Doğan yazarlarıyla içinde bulunduğunuz savaşınızı açık bir şekilde siyaset alanında yapmayı düşündünüz mü ?
Nihat Genç: Şimdi şöyle bir şey söyleyelim. Ben mesela siyasete girdim, meclise girsem orda bana 10 dakikalık konuşmayı zor verecekler. Bir de ikide bir arkamdan bir adam ikaz edip duracak. Ben siyasete girersem bu kadar çok konuşabileceğimi sanmıyorum. Sonuçta televizyonlarda her hafta bir iki saat konuşuyorum. İkincisi bence sağcılık ve solculuk 1990 Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla bitmiştir. Şuanda İslamcılar, sağcılar, solcular ayrılmış ve benim de bunlarla anlaşmam mümkün değil. Anlaştığım politikacılar var ama yine de siyasette kendime bir alan bulamıyorum. Bir de şöyle bir şey var, ben kitap okumayı çok seviyorum, siyaset yapacağım dediğim zaman; “ Ulan akşama kadar bu kitapları kim okuyacak ? “ diye kıskanıyorum. Çünkü öğrenme süreci, benim haz aldığım çok ciddi bir süreç. Yani sevişir gibi, dünyayla sevişme gibi bir şey. Fakat henüz siyasal bir kararım yok.
Mad: Bir nesil doksanlı yıllar boyunca sizin Leman’daki memleketimizden insan manzaralarını okuyarak büyüdü. Hayata karşı olan duruşlarını belirleyen insanlardan biri oldunuz belki de? Peki neden şimdi Leman’da yazmayı bıraktınız da o yıllarda eleştirdiğiniz televizyon medyasının içine girdiniz? Bunun sebebi sesinizi daha çok kişiye duyurmak mıydı yoksa maddiyat kaygılı mıydı? Sonuçta Leman’dan kazanabileceğiniz meblağa çok olmasa gerek.
Nihat Genç: Şimdi Leman dergisi en fazla 100 bin sattı. Benim bulunduğum dönem de 60-100 bin sattı. Şimdi bu periyotta bütün kitleye seslenmek mümkün değil. Ama gün geldi mesela, karşımızda Orhan Pamuk Türkiye’ye küfür ediyor,çok aleni. Onun küfrettiği yer, Türkiye’nin televizyonları, dünyanın televizyonları. Sen buna bir Leman’dan cevap veremiyorsun. Çünkü Leman medyayla mücadele ettiği için, Leman’ı boğdular. Mağarada tutuyorlar. Yani Leman’a fare muamelesi yapıyorlar, kanalizasyon muamelesi yapıyorlar. Ben de Orhan Pamuk ile ilgili kavgaya başladığımda, baktım ki Türkiye bir nevi sana şunu söylüyor; “ ya evladım sen git üniversite dergilerinde çalış, boşver.” Buradan sonra tavrımı değiştirmek istedim. Asla parasal bir ilişkiye girmedim. Ben Akşam gazetesinde 3-5 ay çalıştım. Hiç kimseyle para konuşmadım. 50 lira verse 50 lira, 100 lira verse 100 lira. Ve size samimiyetle söylüyorum orada ki güvenlikçi ve kapıcıdan daha az para aldım. He şimdi bana 10 milyar gibi, 15 milyar gibi teklifler var şimdi ben kabul etmiyorum. Çünkü bu beni rahatsız eden bir şeydir. Akşam gazetesinde yapabilirdim, aslında Akşam gazetesi çok yatkın bir yer. Burada yazarken şunu fark ettim. İnsanlar gidiyorlar Aydın Doğan’ın kucağında Radikal ekinde yazıyorlar. Onların yazması normal, her türlü özgürlükçünün, solcunun; biz bir kitle gazetesine, dergisine gelince bizimkiler yasak. Bunu çok doğru bulmuyorum. E benim de yapabileceğim bir yer olmalı. Mesela şu anda size sesleniyorum. Benim şu anda yazabileceğim bir yer yok. Bir yıl da yazmıyorum, kimse de niye yazmıyorsun demiyor bana. Şimdi bir yazar bu sorunu nasıl çözmeli, ne zaman yazarım ? Bağımsızlığım korunduğu zaman ama bu bağımsızlığımı ne kadar daha koruyabilirim. Bir de Leman dergisinde çok nitelikli yazılar yazıyordum bu da beni yordu. Ben artık biraz hafif yazılar yazmak istiyorum. Bu arada çok dinlendirmek istiyorum kendimi ve dinlendirdim de sayılır bu geçtiğimiz 7-8 ayda. Ama benim kitleye ulaşmam için bir yolum olması lazım. Televizyon iyi bir çözümdü. Ben yazıda bir hüner gösterdim, inlerce insanı peşime taktım. Bu hünerimi televizyonda da gösterdim ve şu anda Kemal Sunal’ın filmleri gibi benim programlarım izleniyor. Şu anda ben televizyona çıkıp ağzımı açıp kapatayım, yinede bu insanların bana karşı bir ilgisi var. Sorduğunuz soru ciddi bir soru ama ne yapabilirim bana bir yol gösterin. 52 yaşına kadar bir sürü insan, Uzanlar diyelim, Akşam diyelim rüyanızda görmeyeceğiniz para teklif ettiler ve bunları kabul etmedim ama ne yapabilirim şimdi, benim durumuma gelmiş bir insan üniversite dergilerinde mi ya da 5-10 bin satan dergilerde mi yazmalı. Tamam ben de sizin sorunuzu çok düşündüm ve yazmıyorum şu anda.1 buçuk-2 yıldır yazmıyorum.
Tandt: Peki hiç kendiniz yayın evi açmayı düşünmediniz mi ?
Nihat Genç: İnanın bunu da çok düşündüm. Fakat burada bir de yardımcıya ihtiyacım var. Bu yardımcıyı tutacak bile gücüm yok. Mesela bugün çok büyük çevrelerden, çok saygı değer, ülkenin ciddi siyaset, kültür ve iş adamları benimle nezaketen tanışmak istiyorlar. Ben de bu nezaket gereği, yani nasıl sizinle oturdum çay içiyorum, onlarla da oturup konuşmam lazım. Fakat bu nezaketi bile yerine getirebilecek sekreteriyem yok .
Mad: Bundan sonra tamamen Ankara da mı yaşamaya devam edeceksiniz ? Yoksa işleri falan bırakıp memleketiniz olan Trabzon’a yerleşeyim artık dediğiniz oluyor mu ?
(sorudan sonra gülüşmeler )
Nihat Genç: Hmmm. Trabzon’da bizim Fuat Saka var aynı mahalleden ağabeyimiz. Fuat abi gitmiş ev almış, Datça’dan, Marmaris’te bir yerde. Ben batıdan ev alamam. Yani bilmiyorum büyük konuşmayayım da. Ben Trabzon’da hayatımı bitirmek istiyorum ya da Maçka’da bir yerde bir ev almak istiyorum. Çünkü ben memleketimi çok özlüyorum.
 |
Biraz da gündemden bahsedelim…
Mad: Şu günlerde en çok ilginizi çeken en çok kafanızı yorduğunuz gündem konusu nedir?
Nihat Genç: Şu anda benim en çok zihnimi meşgul eden, Türkiye’nin de kafasını meşgul eden sorun. Mesela bugün Hürriyet gazetesi yüksek sesle ima etikti , bizim Kandil’e yaptığımız hareketi, hava hareketini Amerika destekledi diye. Ben de bu Amerika’nın destek laflarından çok rahatsız oluyorum. Burada bir plan mı var diyorum. Yani ABD ile Türkiye arasını iyi göstermek için bir çaba mı var diye. Bu Amerika’nın iyiliği ile bir şey olacağına inanmıyorum. Çok kuşkulu bakıyorum. Birileri sanki bizim Amerika ile aramızı tamir etmek istiyor. Çok çetrefillikler var çünkü işin içinde. Mesela Amerika’nın Kürtleri ya da PKK’yı bu kadar rahat satabileceğini düşünmüyorum. Bunlar benim zihnimi kurcalıyor.
|
Mad: Biliyorsunuz ki gündemimizin nerdeyse tamamını PKK sorunu oluşturuyor ve sınır ötesi operasyon başlamış durumda bu konudaki düşünceleriniz nelerdir ? sizin çocukların öldürüldüğü bir savaşın galibi olamaz gibi, savaş hakkında duyarlı açıklamalarınız olduğunu biliyoruz…
Nihat Genç: Şimdi bu cümleye şunu ekleyelim; Amerika’nın yanında ve Amerika ile birlikte olan hiçbir savaşın anlamı da olmaz galibi de olmaz. Biz Amerika yardımıyla yapılan bir hareketin taraftarı değiliz. Bizim üniversite zamanlarında PKK’lı arkadaşlarımız geldiler bize dediler ki; biz Amerikan askeri olacağız dediler. Bende olmayın dedim, onlar olacağız dediler. Ve Amerika Irak’a girince, bunlar orda bir harekete geldi ve Amerika’yı yanlarına alarak bir şey yapacaklarını sandılar. Biz de o yıllarda bunlara Amerika bugün sizin yanınızda yarın başka tarafta olur dedim. Amerika kullandı kullandı, şimdi Türk ordusuna destek veriyor. İşte Amerika böyle bir şeydir. Türk ordusuna şimdi sesleniyorum, bir iş yapacaksanız bağımsız yapmaya çalışın. Amerika ile iş yapmayın. Kimseye karşı da Amerika ile iş yapmayın. Amerika dost oldu da işte onlardan vazgeçti gibi siyasetlerden de asla kimse mutluluk çıkarmasın. Batının bu oyunlarına gelmeyelim. Yani şununla mı iftihar edeceğiz; Amerika’nın en iyi oyuncağı benim, hayır sen değilsin benim. Bu orospu çocukluğudur. Buna da kimse tenezzül etmesin. Böyle manyak bir kavim gelmiştir Türkiye’ye, ikinci Özalcılar dediğimiz ikinci Cumhuriyetçiler ya da Avrupacılar, egemenliğimizi Avrupa’ya devretmek istiyorlar. Bu saçma sapan bir şeydir. Bu kadar saçma bir şey Türkiye’de fikir olmuştur,düşünce olmuştur. Ve Türkiye’de 20 yıldır bu tartışılıyor.
Gelelim asıl konumuza: interaktif oluşumlar, sanal alem…
Tandt : Biliyorsunuz ki 2000 li yıllarda internet kullanımı çok arttı...Bir çok insan bazı oluşumlara girerek kendi fikirlerini kişilere sunabiliyor.Bilhassa da interaktif sözlükler çok yaygın.Sizin düşünceleriniz neler bu sözlüklerle ilgili genel olarak ?
Nihat Genç: Şimdi burada şöyle bir şey söylemek istiyorum. Bu sözlüklerin, yazmanın, çizmenin, konuşmanın, bağırmanın her türlüsüne açık olmalıyız. Biz çocukluğumuzdan beri de bunun kavgasını veriyoruz. Ancak bu gizli ad diye bir şey ortaya çıktı. Kendisi ortada yok ama nick var. Şimdi siz bir kız arkadaşınız ya da annenizle bir sokaktan geçiyorsunuz, sizi kasap görüyor, ikinci katta bir çocuk görüyor, yolda bir adam görüyor ve de akıllarından bir sürü şey geçiriyorlar. Ya şu çocuğun saçları ne biçim, annesinin de eteği kısa, bu da bunun oğlu mu acaba ? Bunlar sizi gören insanların zihinlerindeki serbest çağrışımlardır. Ama bunlar söylenmez,ama geçer. Laf ileri gider, ulan şu çocuğun da anasıyla yatsak mıydı, aklına gelen başka terbiyesiz şeyler de söyleyebilir. Bu insanoğlunun beyninin yapısıdır; çağrışım. Şimdi bu yazmaya geldiği zaman, konuşmaya geldiği zaman bu adam karşınıza gelir ve bunları söylemez.daha iyi şeyler söyler . Ama işte bu medya, bu siteler aklınıza gelebilecek her şeyi söylüyor. Ben bu toprağın yazarıyım, herkes her şekilde eleştirecek. Eleştirmeyen puşttur, karşı gelmeyen puşttur, bana karşı yazılar yazmayan puşttur. Ancak benim yazılarımla ilgili, kitaplarımı, hikayelerimi bilmeyen, uydurma bir takım laflar ve bir takım dedikodular… ve bu insanlar buradan senin olmadığın yerlerde, senin yapmadığın işlerden konuşuyorlar. İşte bu bilgi yanlışıdır. E şimdi ben kalkıp ikide bir kendimi savunamam ki. Ben Yeni Zelanda’da doğmadım. Şimdi ben Yeni Zelanda’da doğmadım diye kendimi niye savunayım ki. Ama iş sayfalarca şeye geldiği için bu kadar saçma sapan şeylere cevap verilmez. Bir de bu kadar akıl dışı şeylere cevap vermek de akıl işi değildir. Ben de 52 yıllık hayatımda bunu yapmış insan değilim. 2 sefer cevap verdim, 2 sefer. Bir insanın bilgi kirletilmesi karşısında kızması normaldir. Bu insanlar gizlendikleri için bir karakterleri ve kişilikleri yok. Olmadığı için bunların kızması da sinirlenmesi de önemli değil.
Tandt: İnteraktif sözlüklerde yazarın belli bir mahlası var ve kim olduğunu bilmiyorsunuz. Mesela sizin forum sitenizde de bu tip bir uygulama var. Aynı işleyiş biçimi, nick alıp forum başlıkları altına girip, konu hakkında eleştirilerini yapabiliyor üyeler. Aynı şey değil mi bu ikisi sonuçta sanal alemin getirdikleri bunlar.
Nihat Genç: Hee tamam. O çocuklar siteyi yapmışlar ve o siteyle benim ilişkim, sadece ben röportaj veriyorum. O sitenin tekniği hakkında konuşamam. Ama ahlaklığı hakkında şunu söyleyeyim size, eğer birini eleştiriyorsan ismini ver. Ben bundan yanayım. Bunu kim yapıyorsa orospu çocuğudur. Yani genelleme yapıyorum. Şimdi buradan gene her türlü eleştirmeye varım ama bilgi yanlışına yokum diyorum. Bu çok enteresan bak, bilgi yanlışı. Ve tabi bu anlayış yeni bir hukuk getirmedi, internet hukuku oluşmadı. Yani bunlar tam oluşmadı, bunun sancısını 10-15 sene insanlar çekecek. Çok sonra oluşacak bu hukuk gerçi.
Tandt : Bilgi Sözlük'ü hiç duydunuz mu? duyduysanız nereden duydunuz?
Nihat Genç: Birkaç sefer duydum. Öyle girdim baktım falan. Birkaç sefer okudum. Ama hakkında öyle çok sert hükümlerim olacak durumda değil.
Tandt : Bilgi Sözlük içerisinde sizinle alakalı yazılan yazılardan da herhangi bir rahatsızlığınız var mi? Yoksa sizce Bilgi Sözlük yazarları mi daha ölçülü davranıyor yoksa bilgi sözlük yönetimi mi işi daha sıkı tutuyor?
Nihat Genç: Burada şunu söylemek istiyorum. Şimdi bir editöryal kadro var. Bu kadro diyelim senin hakkındaki iyileri alıyor. Kötüleri almıyor. O onun seçimine bağlı. Ben şimdi deneyle şunu gördüm ki, Leman’da site açtık biz. Benim bir köşem oldu, nihatgenc.com diye. Buraya binlerce mail geldi ve bunların dokuz yüz doksan dokuzu okşayıcı, iltifat edici, düzgün laflar. Ya dedim ki beni eleştiren yok mu ? Zor buluyordum. Fakat bu ekşi sözlükte sistem nasıl gelişiyorsa, gelen bin cümleden iki tane bozuk varsa bu ikisini alıyorlar. Çok sonra bunu takip ettiğinde görüyorsun ki ekşi sözlüğün oluşturduğu kadro, abi kadrosu iki tür bozukluk oluşturuyor. Bir tanesi; bu bir reklam pastası alıyor Aydın Doğan’dan ve benim Aydın Doğan’la mahkemelerim var, başka bir derdimiz var. İkincisi; fikir olarak iflas etmiş bir takım adamlar var. Gazetelerde ki Engin Ardıçlar,Mehmet Barlaslar, Emre Aközler gibi bir sürü ıvır zıvır adama kadar bütün bu insanlar gizli isimler kullanıyorlar internette. Murathan Mungan’lara kadar. Bu adam ikinci bir isimle, yani düz söyleyemeyeceği insanlara –bunlar var demiyorum, bir şey anlatmak için söylüyorum- laf atıyorlar. Bu da delikanlılık değil. Çık benim yüzüme karşı söyle. Engin Ardıç bunu yapıyor demiyorum, örnek veriyorum. Ve böyle binlerce isim var. Bu insanlarla Ermeni Konferansı’nda karşı karşıya geldim, Irak Savaşı’nda bunların hepsi Amerikan köpekliği yaptı. Ve bu insanlar Aydın Doğan’ın dergilerinde, Radikal ekinde yazarlık yapıyorlar ama Aydın Doğan’ı eleştiremiyorlar. Ve de kalkıyor bana bir de özgürlükçülük yapıyor. Ha siktir ordan. Bende bunu söylüyorum ekranda, söyleyince de karşıma diziliyorlar. Bunlar Avrupacı, bunlar özgürlükçü ama bunlar isimlerini gizliyor. Aydın Doğan da ne diyor; “ benim özgürlükçülerim, gelin kucağıma oturun. Size Radikal’i açtım. Size bu siteleri açtım. Baskın Oran’lar, Murat Belge’ler siz burada gelin istediğiniz lafı edin, ben size dokunmam. Ben sizi seviyorum, niçin seviyorum çünkü siz bana bu güne kadar tek bir laf etmediniz.” Türkiye’de yüz milyarlarca banka soyuldu, bunlar ağzını açıp, bu özgürlükçü solcular, solcu ağabeyler tek cümle etmedi, kim etti ben ettim ya da bir çok yazar etti. Edenler medya dışında bir yerlerde. Ben bunlara tek bir cümle diyorum. Kardeşim bir taneniz bu itirafları üstlensin ve gelin. Gelin ya bir tane erkek yok mu ? Bak ben buradayım, işte geldiniz röportaj yapıyorsunuz. Buyurun istediğiniz soruyu sorun, her şeyi sorun, avukatlarınız gelsin sorsun. Biz bir zaman; 17-18 yaşında ilk kitabımızı okurken, bir gün biz oturacağız ve genç çocuklar gelecek, “ lan diyecek sende mi bunu yaptın?” Bu lafları duymamak için hayatımızda dikkat edere bu merdivenleri çıktık. Bir pisliğe, bir bozukluğa karışmamak için mücadele ettik. Yanlışlarımız olmadı mı bir sürü , hatalarımız bir sürü. Ama aklımızda hep o, bir gün zor duruma düşeriz, mahkum oluruz düşüncesi oldu. Bu da bize ahlaki bir ayar verdi, korku verdi.
Tandt : Ekşi sözlükten kimi yazarlar sizin her hafta yazdığınız dergiden (leman) ve her hafta çıkıp konuştuğunuz programdan daha özgür bir medya ortamı görüyor ekşi sözlüğü..bununla ilgili ne diyeceksiniz ?
Nihat Genç: Ben oranın özgür bir ortam olduğunu düşünmüyorum. Çünkü oraya gelen bin tane entryden kendi işlerine geleni yayınlıyorlar, işlerine gelmeyeni yayınlamıyorlar. Bu aşırı dengesizlikte benim onlardan kuşkulanmamı sağlıyor. Bu özgürlük değildir. Benimle ilgili her hangi bir siteyi açsınlar, o sitede de açık alanda baksınlar. Bu editöryal kadrodakilerin nasıl insanlar olduklarını, nasıl karakterleri olduğunu biliyoruz, biz de eşek değiliz. |
 |
Tandt: Bu editöryal kadroyu biraz açabilir misiniz ?
Nihat Genç: Gazetelerde, mesela Aydın Doğan’ın dergi ve gazetelerinde ki köşe yazarlığı yapan, teknik işlerde çalışan bir sürü adam var bu kadroda. Şimdi isim söylersem, onlar benden böyle bir şey bekliyorlar ki hani ondan sonra dalga geçecekler güya.
Tandt: Adnan Oktar'ın kimi internet sitelerine açmış olduğu kapatma davasını sanırım biliyorsunuzdur. Adnan Oktar ilk defa Bilgi Sözlük'e dava açtı ancak Bilgi Sözlük bu davadan bir zarar almaksızın aklandı, oysa Ekşi Sözlük bir süre kapalı kaldı.Peki Ekşi Sözlük'e dava açamadığınızı söylerken emsal teşkil edecek davaları bilmediğinizden mi yoksa aynı şeyleri yapmak istemediğinizden mi dava açmıyorsunuz?
Nihat Genç: Şimdi ben yazarlığa başlarken kimseye dava açmıcam diye başladım yazarlığa. Ve bu orucumu bozmak istemiyorum. Ben kimseye dava açmıcam. Orda bir çaresizliği dile getirmek için bunu söyledim. Ama sıkışırsam açarım. Bugün mesela çok ünlü bir gazetecimiz beni aradı, birlikte dava açıcağımızı söyledi, ben yapamam dedim. Ama yani birisi bulaşırsa da bende giderim belki. Ama bir yazar olarak kimseye dava açmam. Niçin ? Çünkü benim davadan daha büyük güçlerim var. O da kalemim. Ben şimdi bunlara bir günümü vereyim sadece, ben bunları yazılarla rezil perişan ederim. Onların en büyük hatası Türkçeyi benim gibi kullanan bir insanı muhatap almaları. Ben onların hepsini, yani bir isim söyle bana, tarihe koyarım. Bir isim takarım, bir yakıştırma yaparım, bir tasvir ederim milyonlarca insanın ağzına ismini takarım. İsmimi ezberlettiririm bunlara. Ben edebi yeteneklerimle yazar oldum, bir hüner sahibiyim ben. Bu hünerimde bunlarla dalga geçmektir. Ben bunu yaparım. Yarın da yaparım öbür gün de yaparım. Ama henüz o kıvama gelmedi. Bir de hani karşımdaki insanın suratını göreyim ki,bi tanıyayım. Ondan sonra zaten ben yapacağımı biliyorum. Ben şimdi bu kadar büyük hünerim varken, bunlarla dalga geçmek, daşak geçmek hünerim varken kalkıp dava açmak bana gelmez. Ancak çok sıkışırsam, oraya gelirse. Yani posta koymak için bunları söylüyorum.
Tandt: En çok konuşulan benim demişsiniz siber yılan alemi dediğiniz Ekşi Sözlükte…Neden böyle bir tanımlama getirdiniz bu oluşum için.tüm interaktif oluşumları bu şekilde mi görüyorsunuz ?
Nihat Genç: Şimdi orda şöyle bir şey var; yani o sinsi ve iki yüzlü davranıldığı için ve kalleşçe, arkadan sokma gibi bütün sinsi, insanlık dışı methodları kullandıkları için biz de fablın yani masalsı hayvanların ahlaki öğütleriyle büyümüş bir kuşak olarak, hepimiz öyle büyüdük yani, yılan gibi, akrep gibi böyle benzetiyorsun.
Tandt: Sizinde üslubunuz agresif ve sert.siz de çoğu kişiye ve çoğu olaya sert bir dille yaklaşıyorsunuz..aynısı size yapıldığında duyduğunuz rahatsızlık bir çeliş ki değil mi?
Nihat Genç: Ben, bana karşı yapılan, söylenen yazılarda nasıl söylesem size yani isteyen istediğini yapabilir bana. Size küçük bir örnek vereyim. Bundan bir ay önce, tam iki sayfa Aktüel dergisinden, Alper Görmüş bir yazı yazdı benim hakkımda. Beni eleştiren bir yazıydı, Nihat Genç niye bizi bıraktı gibi bir yazıydı. Aslında eleştirisinde bir sürü yer doğru değil, bilgi yanlışı bile var. Ama ben kalkıp hiçbir şey demedim, evet herif benim sevmeyeceğim bir yazı yazdı ama üslubu düzgündü. Bu yüzden bir şey demedim. Bakın ben eleştirinin sonuna kadar açığım, bilgi yanlışı olmasın. Mesela; “ben Tahir’i gördüm saçları sarıydı.” Bu yanlış. Bana gelsin desin ki; “saçına sıçayım”. Tamam bunu kaldırırım. Ama saçım sarıydı demesin. Buraları anlarsak benim yaptığım eleştiriyi anlarsınız.
Tandt: Biz; sizi eleştirenlerde sizin eski agresif halinizi görüyoruz. Muhalefete bile muhalefet olan Nihat Genç’i. Hiç “ bu kadar adamın dediği şeyin doğru olma ihtimali olabilir mi acaba” diye düşündürdü mü bu yazılanlar sizi ?
Nihat Genç: Şimdi ama ben normal bir akıl taşıyorum. Pozitif dünyanın verileriyle, rasyonel dünyanın verileriyle yazıları okuyorsun. Bir de irrasyonel dünyanın, saçma dünyanın verileriyle oluşturuyorsun. Yani mizahı ilgilendiren, karikatürü ilgilendiren saçma bir alan var. Bu alanda insanlar dalga geçer, daşşak yapar, geyik yapar, sinir yapar. Ben bu mektepte büyüdüm zaten. Leman derigisi böyledir. Yani bir şey gerçek olmasa da böyle kıllandırma yapar. Bir de gerçek dünyanın eleştirisi vardır. Bütün bunlara baktığın zaman, hepsi sonsuza kadar geyiği çevirebilirler, çevirsinler. Hepsi de sonsuza kadar eleştirebilirler,eleştirsinler. Ama söylemediğim bir lafı söylemiş gibi gösteriyorsa, orada müsaade edin de biraz sinirleneyim yani. Ben o lafı etmedim, etmedim kardeşim, bu nedir yani. Ben diyorum ki bana her türlü eleştiriyi yap, küfür etme hakkına da sahipsin. Ama yanlış bilgi vermek hakkına sahip değilsin. Bunu iyi ayırt edelim. Şimdi mesela orda yedi yüz entry var, bunlardan 3-4 tanesini kenara koy, benim kitaplarımı tanımazlar, hikayelerimi tanımazlar, benim edebi üslubum hakkında bilgileri yoktur. İki üç tane hazır kalıp üstünden konuşurlar. Nihat Genç agresiftir, Nihat Genç küfürlüdür. Bakın ben iki bin sayfa yazı yazdıysam küfürlerimin toplamı bir sayfayı geçmez. Bin dokuz yüz doksan dokuz sayfadan habersiz bu adamlar. Beni öyle görmek istiyorlar.
Tandt: Bizim sitede, Bilgi Sözlük’te yani bir yazar Amerikan Köpekleri adlı kitabınız hakkında şöyle bir yorum getirmiş ;
kitabin icerigini bilmiyorum fakat amerikan kopeklerinin bas harflerini a ve k olusturuyor. bu da su an basimizda olan hukumetin partisinin adinin kisaltilmisi.
bir baglantisi olup olmadigini bilmiyorum lakin basligi ve sozlerin basinda a ve k yi gorunce boyle bir sey aklima geldi.
ne düşünüyorsunuz ?
(Nihat Genç gülmeye başlar )
Nihat Genç: Aaaa. Şimdi buradan hareketle yola çıkalım bu bir espridir. Kitabı bilmediğini söylediği için anlıyoruz ki bu uyduruyor. O yüzden bunun uydurması hoş karşılanır. Ama eğer okumadığını söylemese de bunu söylese, işte o zaman bilgi yanlışı. Bu önemli bir şey.
Mad: Bilgi Sözlük yazarları ve okuyucuları için son olarak söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mi?
Nihat Genç: Ben şunu söylüyorum. İnsanın kendini geliştirmesi için, eşinize, karınıza, çocuğunuza, sevdiğinize ya da en yakın arkadaşınıza söyleyemeyeceğiniz bir şeyi sakın ola yazmayın. Bazı laflar vardır, anneme söyleyemem sevgilime söylerim, bunu yazarım. Bazı laflar vardır, sevgilime söyleyemem ama geyik arkadaşıma, mavracı arkadaşıma söylerim, onu da yazarım. Bazı laflar vardır, arkadaşıma söyleyemem ama yabancı bir yerde tanımadığım adama söylerim. Bunu da yazarım. Ama hiç kimseye söyleyemeyeceğim bir şeyi yazmam. Yani bir saklı ismin altına gizleniyorum diye her türlü hürriyetin sahibi olamazsın. Anarşizan bir özgürlüktür bu, bir kaostan özgürlük olmaz. Başkalarını tahrip etmek istersin ama kendi ahlakını tahrip edersin. Bir insan kendini bu kadar tahrip ederse iki yüzlü olur. Sözün kıymeti kalmazsa insanlığın kıymeti kalmaz. Biz birbirimizle sözle konuşuyoruz. Annemizle sözle , kuran bizle, din bizle sözle konuşuyor. Biz acılarımızı sözle, bakın bir doktora gidiyoruz ; “ kolum ağrıyor”, bakın hepsi sözdür. Eğer sözü kirletirsek ahlakı kirletiriz. O yüzden ben doktora gidip “ Kolum ağrıyor doktor bey. “ dediğim zaman, doktor anlar. Ama şimdi bir dil kuruyor insanlar ; “ yaaa doktor bey kolumunda amına koyim da aman…” gibi çok tuhaf bir cümle kurarsan doktor bunu anlamaz. Bu yüzden dili, saçmalarken, dili parçalarken, yine de anlaşabileceğimiz kadar bir alanı bırakalım. Şimdi şu haksızlık değil mi ? Ben bu ülkenin sokaklarında çok çalışarak, işportacılık yaparak, evime kitaplar alarak, bir şeyi doğru söylemek için çalıştım. Siyasi partilerei Tansu Çiller’ e, Aydın Doğan’a, Recep Tayip Erdoğan’a çıktım ve söyledim sevdiğimide sevmediğimide. Ama yüzümü gösterdim, bir şövalye gibi. Bunun maliyetlerini ödedim. Kimse beni sevmiyor, bak kahvedeyim. Yani cumhurbaşkanı beni davet etmiyor, öbürü davet etmiyor, hepsinin davet edeceği adamlar var. Biz kahvedeyiz, hala kahvedeyiz. Burada doğduk, burada öleceğiz. Ama bundan rahatsızlık duymuyorum. Sokakta bir adama laf atarsan, adam sana çakar bir tane, seni döver. Bu bir kabadayılıktır. Ama öbür türlü, lafı atıyorsun, adam bakıyor “ya bu adam nerde” diye aranıyor, ama adam yok. Bu söylenmiş bir laf değildir. Riski alacaksın. Suratsız insanların sözü olmaz. Bununda sebebi şudur. İnsanlık kirlendi. Kendilerinin insan içine çıkamayacağı suratları var, utanacak bir hayat yaşamışlar kendi suratlarını gösteremiyorlar. Bakın binlerce insan varmış, tek bir tanesine diyorum ki bu iftiraları üstlenin karşıma gelin. Bir tanesi yüzünü gösteremiyor. Çünkü kirlendiler. Kirlenmemiş bir hayatınız olsun.
Tandt: Sorularımız bitti. Çok teşekkürler, eklemek istediğiniz bir şey var mı ?
Nihat Genç: Benim ekleyecek bir şeyim yok ama. Şu çok gurur verici bir şey. Yani “ abi nedir bu mevzu ? “ diye mikrofonu alıp buraya gelmeniz kadar onur verici bir şey yoktur. Verin ya. Yanlışı da getirin doğrusunu da getirin olsun. Mesela burayı yorumlarken deyin ki ; ya Nihat’ta bize şunu dedi, zaten bilmem ne adamın teki. Her türlü yorum sizin, istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Yani şu anda bana yumruk mesafesinde duruyosun, tükürebilirsin, vurabilirsin ya da aradan yirmi yıl geçer, anılarını anlatırken; “ya gittik Nihat Genç’in yanına havadan da geçilmiyo be, adam da siktiğimin adamı.” Bunları diyebilirsin. Şahsi görüşün bak bunlar. Bende ne derim; “ ulan bu çocuk gelmişti, hatırlıyorum. Vay be biz o kadar da iyi davrandık yine de bize bunu söylemiş “ deriz, biz de bir ders çıkartırız. Ama öbür türlü yok ki.
Mad: Sıcak gündemle başladık, sıcak gündemle bitirelim o zaman. Siz üstüne basa basa Türkiye’yi hayvanat bahçesinden ayırmak istediklerini söylüyorsunuz. Artık İslamcılar- cumhuriyetçiler olarak ayrıldığımız şu dönemde fazıl Say’ın ülkeyi terk ediyorum polemiği hakkında sizden ilk defa yorum duyabilir miyiz ?
Nihat Genç: Şimdi onların ülkeyi terk etme düşüncesine başka yönden bakayım. Terk etme düşüncesini hürriyet gazetesi manşete çekiyor. Yani manşet olabiliyorlar. O halde onların bir ülkesi var. Çünkü bu ülkeye karşı huysuzlanmaları manşet oluyor. Mesela, benim gibi yüzlerce insan var, benimde bu ülkeye karşı dertlerim var ama hiç biri manşet olmuyor oysa beni daha çok insan dinlediği halde. Biz zaten sürülmüşüz, biz ülkemizin içinde sürgünüz. Biz bu ülkeyle hesaplaştığımız için bu ülkenin insanları bizi ambargolayarak, karalayarak bizi yok saymaya çalışıyorlar. O yüzden Fazıl Say’ların dünyasıyla bizim dünyamız çok farklıdır. Biz kendi ülkemizde sürgünüz hala, bizi çoktan siktir edip attılar, biz çoktan sürüldük bu ülkeden.çoktan attılar, çoktan ezdiler. Bizim bir mahallemiz var o kadar. İslamcılar- cumhuriyetçiler hakkında da sıkı bir tartışma olduğu açıktır. Bu tartışmayı çatışma alanına gitmeden, birbirlerinden nefret etmeden, bu ülkeyi bir arada tutacak değerler etrafında yan yana tutmalıyız. Çünkü zaman zaman Cumhuriyet gazetesinin, ama çoğu zaman da Vakit gazetesinin sert, vahşi dili beni çok rahatsız ediyor. Ama biz ortak noktalar bularak yan yana gelebilir. Ben buna çok inanıyorum. Ama 30 yıldır bu işten ekmek yiyen yani Mehmet Barlas’lar, Nazlı Ilıcak’lar, Mehmet Altan’lar gibi. Biz bağımsız bir ülke olmak istiyoruz ama bu insanlar belirli bir sınırları olan tek bir alan içinde olacaklardır. Demokrasi, çatışmadan bir arada olmaktır. Bunun içinde sizler varsınız, bizler varsınız. Hepimiz gayret edelim. Mevlana’lar, Yunus’lar rolünü oynamıştır ve bizi aile yapmıştır. Artık onlardan yeni roller istemeyelim, artık bizler ordan aldığımız dersle rolümüzü oynayalım.Teşekkürler.
Beklentilerimiz çok üstünde bir röportaj olmuştu. Tüm samimiyetiyle bizi karşılayan Nihat Genç’le röportajımızdan memnun ayrılıyorduk. İstediğimiz soruları yöneltmiş ve ve her birine açık bir şekilde yanıt almıştık. Röportaj yaparken de bize tam yetki vermişti ve bunu bize hissettirdi. Bizi ciddiye alarak değerlendirdi. Röportajın bazı kısımlarında sinirlense de genelde bütün sorulara içtenlikle ve sakin sakin cevap verdi. Alıştığımız agresif üslubunu evde bırakmıştı sanki.
|